Bir Post Attın, Gönlümü Yaktın

Bir Post Attın, Gönlümü Yaktın

Günümüzün her şeyin birbirine girdiği evreninde bu sayfayı bu sitenin içerisinde konumlandırmak da ‘Neden olmasın?’ dedirtti. Kaldı ki modern çağın en büyük paradoksu her şeyin birbirine karışmış olması.

Uzun yıllar sonra yazmaya dönüşümün sebebi basit:
Nereye baksam hayal kırıklığı… Nereye baksam içi boş duygular… Ve en sevdiğim klasik:
“Bir şey yolunda gitmiyorsa kesin ilişkim — ya da olmayanım — yüzündendir.”

Ancak mesele, başkalarıyla olan ilişkilerimizden öte… Asıl sorun, kendimizle olan ilişkimizde. En çok kavga ettiğimiz, en çok kaçtığımız, en çok yalan söylediğimiz ve en çok sabote ettiğimiz kişi hep kendimiziz. Bu savaşta karşılıklı ilişkilerse sadece bizi kendimizden kaçıran birer bahaneye dönüştü.

Vee evet artık o noktayız. Bir dönem anneanne ve dedelerimizin ağzından duyduğumuz o klişeyi şimdi avaz avaz bağırır olduk; ‘Nerde o eski aşklar?’
Aşkın Romeo–Juliet olmasını geçtim, artık Cemal Süreya dizelerinin bile alıcı bulamadığı o çağdayız. ‘Sen kaldırımdan geçerdin, benim dizlerim titrerdi’ gibi mektup dizelerinin yeriniyse ‘Bir post attın gönlümü yaktın’ aldı. Günümüzün aşk manifestosu budur belki de: Basit, hızlı, geçici.

Belki de en trajik olan, kimsenin kimseyi gerçekten tanımak istememesi. Kendini bile… Sosyal medyada dolaşan “Kendi değerinin farkına var” videolarını burada durdurmak istiyorum; zira herkes “Hayat” adını verdiğimiz bu dizide her zaman başrol olmaya çalışınca set biraz karışıyor. Evet, herkes kendi dizisinde başrol; ama ortak yapımlarda da biraz paylaşımcı olmak gerek. 😊

Tüketim çağının en büyük sorunlarından biri artık insanların kendi değerlerini popüler kültür akımı dizilerine göre belirlemeleri. Ya da bencilliğin hudutsuzca hak sayılmasının verdiği o emeksizlik getirisi. Ve açık büfe çağının ilişkileri: Biraz al, biraz bırak, çok da bağlanma.

Fakat bizi bu duruma getiren, asıl kaybettiğimiz şey aşk değil. Hayal kurma cesareti. Dünyada tüketimin fırlayıp, her şeyin basite indirgendiği ve bunun yadırganmaması için izlediğimiz her şeyde normalleştirilmesiyle karşı karşıya kalınca ne yazık ki hayal kurmayı bıraktık. Kitaplar artık gerçekten tozlu raflara kaldırıldı. Onun yerine güzel yapay zeka özetlerimiz var. Ve belki de duygularımızın yapaylaşması tam da bu yüzden: hızdan, kısa yoldan, kestirmeden.

Her şey artık muhteşem bir hızda. Hızlı tüket, hızlı geç, hızlı toparlan. Duygular anlık, mutluluk kısa, acı hızlı geçmeli… Hiçbir şey eskisi gibi değil çünkü hiçbir şeyin derinliği yok. Ama bu sayfa… Bu sayfa başka olacak. Burada, modern çağın tüm yarım kalmış hislerini, çökmüş alışkanlıklarını ve tüketimden çöken romantizmini sansürsüzce konuşacağız.

Çünkü aşk müzeye kalkacaksa… En azından bunu biz yapalım, değil mi?

Yorum bırakın