Gülmek Bulaşıcıdır. Ama Hiç Bu Kadar Ölümcül Olmamıştı! Smile 2 Gülümsemenin Karanlık Yüzünü Gösteriyor;
Gülmek bulaşıcıdır. Hepimiz bunu biliriz. Ama ya bir gülümsemenin ölüm kadar bulaşıcı olabileceğini söylesek? İşte Smile 2, tam da bu fikirle karşımıza çıkıyor ve bizi maskelerimizden vuruyor. Hem de öyle böyle değil; direkt can evimizden.
Sembolizm: Sanat Neden Bu Kadar Karmaşık Hale Geldi?
Son dönemde sanatın “Ne demek istiyoruz?” diye düşündüğü, izleyicinin de “Ne anlatıyorsunuz?” diye sorduğu bir noktadayız. Her şey bir sembol, her şey bir alt metin, kafalar çok karışık. Çünkü artık beynimiz bilgi bombardımanı altında ezilmiş durumda. Her şeyi düz bir çizgiye oturtmak zor, çünkü bu çizginin nereden başlayıp nerede bittiğini bile bilmiyoruz. Dolayısıyla artık bir eserin alıcısına ulaşmasındaki tek nokta hisler. Artık önemli olan sözü direkt söylemek değil, sözün duygusunu hissettirecek imgeler bularak çoklu anlamlara da kapı aralamak.
Black Miror Bölümü Gerçek Oldu
Smile 2, bu karmaşayı alıyor ve “Buyurun, sizi kendi korkularınızla baş başa bırakıyorum” diyor. Film belki en iyi korku filmi değil, ama bu maskelerle örülü toplumda, “Bunları bir düşünün” demeyi gayet iyi başarıyor.
Gülümsemenin İronisi
Peki, Smile 2 neden bu kadar konuşuluyor? Harika bir pazarlama stratejisi sayesinde tabii! Yapımcılar, filmi izlemek isteyenlere “7 dakika boyunca gülümse” kuralı koymuşlar. Korsan yayın başlamadan internete bunu düşüren yapımcıların zekasına şapka çıkarıyorum. İşte bu bir sanat! Teknoloji çağının delirdiği günümüzde bu evrendeki gerçeklik sayesinde korku ekranda değil, oturma odamızda, yatağımızda, direkt olarak gülümsememizde başlıyor. Düşünenin zihnine sağlık demeden geçemeyeceğim.
Ama bu filmin bizi asıl vurduğu nokta başka: gülümsemenin evrensel bir iyilik sembolü olarak görülmesi. “Gülümsemenin iyi gelmeyeceği bir şey var mı?” diye sorsalar, önemli olanın mutlu olmak fikri olduğu düşüncesiyle yetiştirilen Y ve Z kuşakları bunun değerini göz ardı etmeyerek, büyük bir romantizm içinde bu soruya cevap verecek ve çoğumuz “Hayır” diyecektir. Neyse toplum mühendisliğini sonra tartışırız… Filme dönecek olursak Smile serisinin barşısı gülümsemeyle ilgili zihnimizdeki, bu algıyı paramparça etmesi. Mutlulukla kodlanan gülümsemek ya aslında kara bir ölümün habercisiyse?
Gülümseme: Mutluluk mu, Maske mi?
Filmin asıl gücü burada: Gülümsemeyi mutluluk ifadesi olmaktan çıkarıyor ve onu sadece bir tepki, hatta bir maske haline getiriyor ve “Her gülümseme mutluluk getirmez” diyor ki çok da haksız sayılmaz.
Filmde beni en çok etkileyen sahne karakterin dört bir yanını gülümseyen yaratıkların sardığı bölüm oldu. Burada kullanılan grotesk beden hareketleri ve sahnenin uzun tutulmuş olması gerçekten tüyler ürpertici. Karakter sıkıştıkça, biz de koltuğa yapışıyoruz. Ve zihin aslında bu zamana kadar çok tanıdık bir cümleyi bize tekrarlıyor; “Kaçış yok!”
Peki bu sahne sadece korkutmak mı istiyor? Yoksa bize toplumun aynılaştırma arzusunu mu gösteriyor? Farklı olanın, benzersiz olanın “düzeltilmeye” çalışıldığı bir dünyada, karakterin çöküşü aslında modern toplumun eleştirisi olabilir mi? Belki de bu yaratıklar, bizi kendimiz olmaktan çıkaran ve sıradanlaştıran toplumsal baskıların bir metaforudur.
Toplumsal Çöküşün Yansıması
Film bir noktada diyor ki: Gülümsemek sadece bir maske. Ve bu maske, toplumun bizden beklediği bir standart. Mutlu olmalısın. Güçlü görünmelisin. Hep ayakta kalmalısın. Ama bir süre sonra bu maske, sizin gerçekliğiniz oluyor. Artık gülümseme ne hissettiğinizin değil, ne göstermeniz gerektiğinin bir aracı haline gelirken içinizde sizi yiyip bitiren bir kanser hücresine dönüşüyor. İşte tam burada bir çöküş başlıyor.
Kısacası Smile 2, kolektif bir mimiği ve bireysel bir korkuyu alıp kolektif bir kabusa çeviriyor. İnsanın en masum maskesini parçalayan ve algıyı yerle bir eden film kuşkusuz bize şunu hatırlatıyor: Her gülümsemenin arkasında karanlık bir gerçek olabilir.
