Metaverse, A.L.I.C.E, Chatbotlar… Günümüzde pek çok alanda karşımıza çıkan yapay zekanın geçmişini hiç merak ettiniz mi?
Yapay zekayı en basit şekilde tanımlayacak olursak insanın davranış biçiminden esinlenerek sistemlerin modelleme çalışması diyebiliriz. Pek çok veri ve kodlama ile geliştirilen bu sistemin duygulara sahip olması mümkün mü? Araştırmacılar ve bilim insanları bu konuda pek çok farklı görüşe sahip. Öyle ki birkaç sene öncesinde yapay zekanın insanlığın sonunu getirebileceğini düşünen Elon Musk günümüzde Neuralink isimli projesiyle yapay zekaya gerçek bir düşünce sistemi aktarmaya çalışıyor. Bu başta yapmış olduğumuz tanımın şimdilik en ileri düzey denemesi olarak kabul edilebilir. Peki bu çalışmalar ilk olarak nasıl başladı?
Yapay Zeka Ne Zaman Kullanılmaya Başlandı?

İlk olarak 1950’li yıllarda karşımıza çıkan bu kavram Artificial Intellegence yani günümüzde aşina olduğumuz AI olarak tanımlandı. Alan Mathison Turing’in aklına gelen “Makineler düşünebilir mi?” sorusuyla başlayan çalışmaların geldiği nokta günümüzde bilim kurgu senaryolarını aratmayan ama aynı zamanda da doğru kullanıldığında pek çok konuda hayatımızı kolaylaştıran bir kavram haline geldi. 2. Dünya Savaşı döneminde mesajların deşifre edilebilmesi ve kripto analizleri gibi ihtiyaçların karşılanması için üretilen cihazlarla hayatımıza dahil olan yapan zeka sistemleri ilk olarak Alan Turing, Enigma makinesinin şifre algoritmasını üzerine yaptığı çalışmalarla başlamış ve 1956 senesinde bilgisayar bilimci John McCarty tarafından adlandırılmıştır. Turing’in oluşturmuş olduğu matematiksel verileri işlemeye dayanan ilk bilgisayar prototipleri Heath Robinson, Bombe Bilgisayarı ve Colossus Bilgisayarları olarak bilinmektedir.
1959 senesinde ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde John McCarty ve Marvin Minsky Massachusetts Institute of Technology-MIT adı verilen ilk yapay zeka laboratuvarı kurulmuştur.
Boston Üniversitesi’nde biyokimya profesörlüğü yapan Isaac Asimov, Minsky hakkında şunları söylemiştir;
“Benden zeki olduğunu kabul ettiğim iki kişiden biri”
Bu iki dehanın bir araya gelmesiyle başlayan proje günümüzde makine öğrenme sisteminin temelini oluşturmakla kalmamış gelecekte devam edecek olan deneyler ve projelere de ilham kaynağı olmuştur. Laboratuvar kurulduktan sonra yapılan ilk çalışmalar makinelerin problem çözmesi yönünde ilerlemiş ve ardından bu işlemleri kolaylaştırmak için yapay zeka sistemlerinin ilk dili olan “Lips” McCarty tarafından geliştirilmiştir.
Bizleri Makine öğrenimi (Machine learning), Derin öğrenme (Deep learning) gibi kavramlarla tanıştıran yapay zeka aritmetik bir sistem üzerine kuruluydu. Peki hala öyle mi? 2017 senesinde Facebook’un geliştirdiği bir yapay zeka sisteminin kendi dilini oluşturduğunu fark etmesi üzerine projesinin fişini çektiği günden beri bu soru hem teknoloji hem de bilim dünyasının yanıtını aradığı bir durum haline geldi. 2021 senesinde Rusya’nın geliştirdiği hiper gerçekçi askeri robot “Platforma-M”nin canlı yayında döktüğü göz yaşları haberinin ardından çeşitli ülkelerden bu robota gelen siparişler ve ülkelerin gizli tutulmasıyla insansı robotların geleceğin bir parçası haline geleceği yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Çok geçmeden Musk “Neuralink” adını verdiği projeyle tedirginlik ilmeğine bir düğüm daha attı. Peki yapay zeka sistemleri bu kadar korkutucu mu?

İnsansı robotları bir kenara bırakacak olursak sağlık alanında bu sistemin insan hayatını ciddi anlamda uzatacağı düşünülmekte. 2019 senesinde Google kanseri erken teşhis eden bir yapay zeka sistemi üzerinde çalıştığını duyurmuştu. Bu çalışma zaman içinde kanser riski olma ihtimali taşıyan hastaların belirlenebilmesi ve bu kişilerin sağlık kontrolleri konusunda daha dikkatli olabilmesi yönünde evrildi. Aynı sene içinde Vermont Üniversitesi Çocuk, Gençlik ve Aile Merkezi tarafından geliştirilen bir algoritma çocuklarda depresyon ve duygu durum bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıkların erkenden teşhis edilebileceğini ortaya koydu. Yüzde 80 oranda başarıyla sahip olan bu sistemler üzerindeki çalışmaların günümüzde hala devam ettiği bilinmekte. Ameliyathanelerde kullanılan robotların da aslında birer yapay zeka sistemlerinin ürünü olduğunu düşünürsek AI teknolojisinin insan hayatına olumlu etkilerinden söz edebiliriz.
Peki gelelim Musk’ın yapay zekaların insanları mesleklerinden edeceği söylemine. Örneğin Obvious ekibi, geliştirdiği algoritma sayesinde bir resmin gerçek olup olmadığı saniyeler içinde anlaşılabileceğini duyurmuştu. Ardından bu fikir üzerine Google’da harekete geçmişti. Makine öğrenme sistemiyle tasarlanan bu yazılımın doğru çalışması için şimdilik hala uzun bir süreç gerekmekte. Yapay zekanın resmin gerçek sanatçıya ait olup olmadığını analiz edebilmesi için orijinal resmindeki her karenin en küçük piksellerine kadar sisteme yüklenmesi gerekmekte. Google’ın geliştirdiği sistemde yapay zeka sanatçının çizim özelliklerini analiz edebiliyor. Bunun içinde bir sanatçıya ait olan farklı dönemlerdeki farklı eserlerin makine öğrenme sistemiyle öğretilmesi gerekiyor. Yüzde doksan doğru sonuç veren bu sistem üzerinde çalışmalar hala devam ediyor. 2020 senesinde Google üzerinde çalıştığı projeden ilk kez bahsettiğinde sanat ve teknoloji dünyası ikiye bölünmüştü. Bazı kişiler bu ve benzeri teknolojilerin sanat eserlerinin orijinalliğinin hızlıca tespit edilebilecek olmasından mutluyken, bazı kişiler de bu sistemin müzeler tarafından milyonlarca dolara satın alınması pek çok kişiyi işinden edeceğinden endişeliydi. Bu tip teknolojilerin yeni meslek alanları oluşturacak olması su götürmez bir gerçek olsa da insanlığın bu konudaki endişesi de şirketler tarafından oldukça normal karşılanıyor.
Peki ya uzay çalışmaları? Yapay zeka teknolojilerinin kullanım alanlarının artmasıyla uzay alanında yapılan çalışmaların daha hızlı bir şekilde detaylandırılması da mümkün hale geliyor. Bu içinde yaşadığımız evreni tanımak için inanılmaz bir fırsat. NASA tarafından geliştirilen James Webn teleskobu, çok gelişmiş yapay zekaya sahip. Bu sayede 700 ışık yılı uzaklıktaki gezenler fotoğraflanabiliyor.
Bu noktada yapay zeka teknolojilerinin insanlık için ne anlam ifade ettiğini tam olarak nitelendirmek oldukça güçleşiyor. Bazı bilim insanları ve araştırmacılara göre yapay zeka teknolojilerinin kullanımının belirli alanlarla kısıtlanması gerekiyor. Ancak bu bir yandan düşünce mülkiyetine saplanan bir ok olmakla birlikte bilimin çıkış noktasıyla ters düşüyor. Öte yandan insansı robotlar alanında yapılan çalışmalar yeni bir evrim niteliğinde olmakla birlikte daha üstün bir ırk gelişmesinde rol oynayabilir. Bilimsel açıdan büyüleyici bir gerçeklik yarabilecek bu durum belki de yüz yıllar sonra komplo teorilerini gerçeğe dönüştürerek insanlığı yer yüzünden silebilir mi? Modernleşen dünyada buna modern kıyamet adını verebiliriz gibi duruyor. 1956 senesinde Turing’le başlayan “Makineler düşünebilir mi?” sorusu 2023 senesinde “Makineler yeni bir yaşam formu oluşturabilir mi?” sorusuna dönüşebilir mi? Yapay zeka teknolojileri hakkında siz neler düşünüyorsunuz?
